| |
| rol ofisi |
| Bu bizim Şıh Ali Hoca’yla ilk çalışmamız. Hepimiz Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun öğrencileriyiz. Ya çocuk tiyatrosundayız ya da yeni geçmişiz gençlik tiyatrosuna. Tiyatronun ne olduğunu keşfetmeye çalışıyoruz. Sahne üzerinde mutlu hissediyoruz kendimizi ama neden? Bulmaya çalışıyoruz nedenini, arıyoruz. Ve birden, bir yaz çalışmasında çalışmaya başlıyoruz Şıh Ali Hoca’yla. Bizler dünyayı algılamaya çalışan ufacık çocuklarız daha. Utangıçlıklarımız, saklanmışlıklarımız var. Birbirimizle göz göze bile gelemiyoruz bazen. Ve bambaşka düşlerin hayatlarımıza gireceğini bilmiyoruz o anda. “Rol Ofisi” oyunu her şeyden önce diller üzerine kurulu bir oyun. | |
|
| boyayalım abiler |
| Çalışmamıza Bornova Belediyesi Zabıtası’ndan sandıkları almakla başladık. Bir zamanlar boyacı çocukların kullandığı ve onlardan toplanan sandıkları şimdi onları anlatmak için kullanacaktık. Öncelikle her birimiz kendi sandığımızı seçtik, hikayemizi oluşturduk ve bu hikayelerin üzerine kurduk danslarımızı, şiirlerimizi, yani bütün oyunu. Ve bu arada sandıkların esas sahipleri boyacı çocuklarla tanıştık. Bir de onların ağzından dinledik öykülerini, öğrendik, anlatmaya çalıştık. Her oyuncu hissettiklerini paylaşmak, göstermek için kolları sıvadı ve rengarenk bir dünya çıktı ortaya. | |
|
| velespit |
| Oyunun ön hazırlık aşamasında oyuncuların temel çalışmaları tamamıyla beden ve ses eğitimi üzerinedir. Meyerhold’un kuramında öngördüğü gibi biz oyuncuların temel ilkesi bedenlerin hareketiydi. Bedenler uzam içerisinde hem yatay hem dikey hareketlilikte kas kontrolü ile bedenlerini kullanmayı öğrenmişlerdir. Oyuncular kutsal oyunculukta olduğu gibi kendi ses ve tavır dillerini yaratmışlardır ve tüm grup sesleri ve bedenleriyle ortak bir izlekte buluşmuşlardır. | |
|
| 12 yeminli |
| Her şeyden önce “12 Yeminli” oyunu, babasını öldürme suçuyla yargılanan 19 yaşında bir gencin suçlu olup olmadığına karar vermek zorunda kalan 12 jüri üyesinin, 12 insanın çatışmasını anlatıyor. Önyargı nasıl bir duvardır ki, söz konusu olan bir “insan”ın hayatı bile olsa, yıkılmaz ve inatla ayakta durmak için direnir? Ve bu, insan hayatının masaya bu kadar açık yatırıldığı bir adalet kurumunun içinde nasıl var olabilir? | |
|
| kazandibi orkestrası |
| Her şeyden önce Kazandibi Orkestrası kıskançlığın temel alındığı bir oyun olarak düşünüldü. Hayatın her alanında, en basit sandığımız noktadan en karmaşık noktalara varıncaya kadar karşılaşılan, engeller oluşturan, kimi zaman insanları alevlendiren, hırsla coşturan bir unsur kıskançlık. Kimi zaman olumlu getirileri olsa da, çoğunlukla olumsuz yönüyle hayatın bir yanından bulaşıyor insana. Öyle ki insanların hayatlarına mal olabiliyor, insanların birbirlerini öldürmesine neden oluyor. Savaşların çıkış kaynağında en temel olarak bu yatmıyor mu? Bu yaklaşımlardan yola çıkılarak değerlendirildi Kazandibi Orkestrası. | |
|
| küçük karabalık |
| Öncelikle Küçük Karabalık oyunu için tekstlerin dağıtılmasıyla çalışmalara başlandı. Herkes okuduktan sonra oyunun müzik halinde oynanabilmesi için tekstteki müzikaliteyi yakalama adına çalışmalar yapıldı. Bu amaçla tekst Yasemin, Murat, Taner ve Arzu tarafından baştan düzenlendi ve anlatıcı bölümlerinin olduğu, Küçük Karabalık’ın diğer hayvanlarla karşılaştığı bölümlerin şiirsel bir yapıya büründürüldüğü ana bir metin ortaya çıktı. | |
|
| lysisrata |
| Lysistrata oyununa başladığımız ilk gün, önce oyun ve yazar hakkında ne bildiğimiz üzerine konuştuk. Oyunun hangi şartlar altında yazıldığı, amacının ne olduğu önemliydi. Gerçi Lysistrata oyunu son derece açık bir tekst yapısındaydı ama oyunun M.Ö 411 yılında yazıldığı göz önünde bulundurulduğunda, üzerinden 25 yüzyıl geçmesine rağmen hâlâ geçerliliğini koruyan bir oyun olmasının altında yatan nedenlerin düşünülmesi gerekiyordu. Bu oyundan yola çıkılarak yazılan tekstler, çekilen filmler üzerine konuşuldu ve dünyanın dört bir yanında savaş olduğunu, insanların yüzyıllardır aslında nasıl da değişmediklerini, modernleşme adı altında sadece yaşamlarını kolaylaştırıp beyinlerini aynı bıraktıklarını bir daha görmek durumunda kaldık. Tüm bunlar yüzünden insanlara hâlâ savaştıklarının, küçücük olan bu dünyayı bir hiç yüzünden paylaşamadıklarının hatırlatılması gerekiyordu. Bunun için de bu tekst çok uygun bir yapı göstermekteydi. | |
|
| muhbir |
| İtalya’da Firenze’nin Piandisco kasabasında, taştan bir evin bahçesinde, bir piknik masasında, gün batımını izlerken bir kez daha tanıştık Brecht’le. Daha önceden tanışıklığı olanlar vardı elbette. Bazımız derinlemesine bilmekteydik, bazımızınsa geçerken uğramışlığı vardı ona. Aldık elimize kitabı, başladık okumaya. Oyunun adı Muhbir’di. | |
|
| pırtlatan bal |
| 2004 yılı Ocak ayında İstanbul Aziz Nesin Vakfı’yla daha önce çalışılmış bir projeydi Aziz Nesin’in “Pırtlatan Bal”ı. Yaş ortalamaları çok değişen, kimsesiz çocuklarla hazırlanmış, İstanbul’da 23 Nisan’da da sahnelenmişti. 2006 ya gelindiğinde ise yönetmenimiz Şıh Ali Yalçıner’in aklında Hollanda – Türkiye değişim projesi temelli ve varoş çocuklarıyla çalışılmak üzere bir oyun yapma isteği bulunuyordu. Bu amaçla “Pırtlatan Bal” oyunu tekrar gündeme geldi. | |
|
| prometheia |
“Gerçekten böyle mi oynandı bu oyun?” “İşte bunu kazandırdı sana insanseverliğin!” “Yalnız değilim! Yalnız değilim!” “Hangi uzak gurbetlerde dolaştırıyorsun beni Zeus?” “Asya topraklarına derken için titremiyor mu?” “Oysa benim işkencelerimin sonu yok Zeus tahtından düşmedikçe!” |
|
|
|